KAPADOKYA

2000 yılında Siirt’in Ormanardı kırsalında Göreme’nin muhteşem günbatımı hakkında uzun ve derin bir sohbet yapıyoruz. Bedelli askerlik için bir aylığına bulunmaktaydım bu askeri bölükte. Sohbeti açansa Üst Teğmen Özkan Ölmez Tosun. Askerliğini yedek subay olarak yapan bir turist rehberi olan Özkan Üsteğmen, sivil yaşantısında Kapadokya’da rehberlik yapmış olan, yaşama ve hayata sıkı, sıkı tutunan ve en zor şartlarda bile bardağın dolu tarafını görebilen biri.

kapadokya_01

O yıllarda terör olayları neredeyse sıfırlanmış bir süreç yaşanıyordu. Tabii bu sadece benim bulunduğum kısa sürede böyleydi. Ama benim bulunduğum bu bölük daha önce Eruh’un Fındık karakolu gibi çok ünlü bir bölgeden buraya geldiği için, terörle ilgili çok korkunç hikayeler de anlatılmıyor değildi. Ama askerlik yapanların çok iyi bileceği gibi, asker en çok sıla hikayeleri anlatmayı sever. Özkan Üsteğmen de üniversiteyi okuduğu ve sonrasında birkaç yıl çalıştığı Nevşehir’den bahsetmeye bayılırdı. Askerliğinin bitmesine kırk beş gün gibi kısa bir süre kalmış, sıla özlemi doruklara çıkmıştı.

kapadokya_02

O güne kadar genellikle hafta sonları bir yada iki günlük geziler ile hızlı bir şekilde görmenin yeterli olacağını düşündüğüm Kapadokya, dinlediklerimden sonra, her kayasını tek, tek yaşamak istediğim bir yer halini aldı. Hemen askerlik bitimi bir kongre vesilesiyle gittiğim Nevşehir’de, kongre biter bitmez ilk işim Özkan Üsteğmeni bulmak oldu. Kendisi beni davet etmişti ve gerçek Kapadokya’yı sana ben gezdireceğim diye söz vermişti. İşte ben de sizlerle her yerde okuyabileceğiniz bir Kapadokya gezi yazısı değil de, farklı bir Kapadokya anlatacağım bu ay sizlere.

Kapadokya’ya bir turla gitmişseniz çok şey gördüğünüz izlenimine kapılır ama birçok şeyi görmeden dönersiniz. Göreceklerinin birkaç peribacası, kayalara oyulmuş birkaç kilise, yol kenarlarındaki hediyelik eşyalar, Asmalı Konak, Avanos’ta turistlere çömlek yapımını gösteren turistlik atölyelerden biri ve şarap fabrikalarının fabrika satış mağazası. Bir sonraki sabah da gün doğmadan kalkıp yapacağınız balon yolculuğu.

Elbette bunları görmek çok güzel. Fakat tarihi Hıristiyanlığın kurulduğu yıllara kadar uzanan ve günümüze kadar çok değişmiş olan bir kültür hakkında ne kaldı aklımızda. Peribacalarının nasıl oluştuğunu jeolojik olarak bilmeyenimiz yok gibidir. Elbette Roma İmparatorluğu’nun ilk Hıristiyanlara yaptığı baskılar sonucu bu halkın dinlerini burada gözlerden uzak yaşadıklarını da biliyoruzdur. Ama bu peribacası evleri kullananlar ne yer, ne içer, ne düşünür, nasıl yaşar? Doksan yaşını geçmiş ninenin artık neredeyse görmeyen gözleriyle satmaya çalıştığı bez bebekler nasıl yapılır? Asmalı Konak’ta kimler yaşamış? Avanos’ta neden çömlek imalathaneleri boldur? Ya da evde kendi şarabımızı nasıl yaparız?

kapadokya_05

PERİBACASINDA YAŞAM

İşte bu ve bunun gibi birçok sorunun cevabını bulmak için takılıyorum Özkan Üsteğmenin peşine. Göreme’nin arka kayalıklarındaki kayaevlerden birine gidiyoruz. Peribacasının önündeki alana masa kuruluyor. Ev sahibi Yaşar Amca. Eşi ve çocukları Nevşehir’de yaşayan bu genç ihtiyar, babadan kalma bu peribacası evde yaşamayı tercih ediyor. Bu evlerin “Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu” kapsamında korunduğunu ve her yıl denetçilerin gelip evde tadilat ve değişiklik yapılıp yapılmadığını kontrol ettiğini anlatıyor. “Bu evlere bir çivi bile çakamazsınız” diyor Yaşar Amca bahçede rakısını yudumlarken. Biz ise onun kendi elleriyle yaptığı şarabın tadına bakmayı tercih ediyoruz. Bu şarap öyle şarap fabrikalarında tattırılanlara hiç benzemiyor. Biz soruyoruz o anlatıyor şarap yapımını. Sonrada bize yeni yaptığı şarapların mayalandığı yeri gösteriyor. Burası peribacasının içinde bir bölme. Dışarıda yakıcı bir sıcak olmasına rağmen peribacasının içinde doğal bir klima havası var. O zaman bu işin sırrının ne üzümde, ne üreticisinde olmadığını çok net anlıyoruz. İşin tüm sırrı bu kayalara oyulmuş şarap mahzenlerinin yaz kış belli bir sıcaklıkta olması. İşte bu sıcaklık da şarabın iyi şarap olmasını sağlayan en önemli etken.

kapadokya_03

AŞIKLAR TEPESİNDEN GÜN BATIMI

Gün bitimine doğru Özkan Üsteğmenin bahsettiği Göreme Aşıklar Tepesi, nam-ı diğer Aydın Kırağı’na doğru yola çıkıyoruz. Aydın Kırağı’na geldiğimizde nasıl bir masalsı coğrafyada olduğumuzu tam anlamıyla idrak ettim. Burası Türkiye’de gün batımının en iyi izlenebildiği mekanlar arasında gösteriliyor. Gün batımının eşsiz kızıllığı turistleri büyülüyor. Bu seyir tepesi sadece gün batımını izlemek için değil, aynı zamanda balon turu yapmayan fakat balonların eşsiz manzarasını seyretmek isteyenler için de bulunmaz bir yer. Sabahın erken saatlerinde kalkıp çıktığınız taktirde, gökyüzünde onlarca uçan sıcak hava balonlarının muhteşem manzarasının seyrine doyamıyorsunuz.

Elbette balon yolculuğu bir çoğumuz için bir çocukluk rüyasıdır. Kapadokya bu rüyanın gerçek olabileceği bir yer. Hazırlıklar sabah gün doğmadan başlar. Güneşin ilk ışıklarıyla havalanan balonların birinin içinde olmanın sizde yarattığı heyecan ve usunuzda bıraktığı anılar belki de ömrünüzün sonuna kadar silinmeyecektir hafızanızdan. Yere indiğinizde verilen katılım sertifikası sanki diş hekimlerinin çocuklara verdiği cesaret diploması gibi bir şey. Elbette cesaret gerektiriyor yerden yaklaşık 400, 500 metre kadar yükseğe çıkmak. Ama büyüleyici Kapadokya manzarasını seyretmek için bu cesareti göstermeye değer.

kapadokya_04

TOPRAĞIN SANATA DÖNÜŞTÜĞÜ YER

Bir sonraki gün Avanos’a gidiyoruz. Burası çanakçılığı ile meşhur. Burada çanakçılık Hititlere kadar uzanan geçmişiyle bir ata mesleği durumundadır. Avanos’un dağlarından ve Kızılırmak’ın eski yataklarından yumuşak ve yağlı kil topraklar elenir ve iyice yoğrularak çamur haline getirilir, işlik adı verilen çanakhanelerde ustalarca işlenip, 800-1200 derece ısıda pişirilmesiyle çanak ürün olarak ortaya çıkar.  Bölgede kullanılan tüm testi ve çömlekler burada üretiliyor. Bir çok esnaf günümüzde hala bu çanak, çömlek işleri sayesinde karın doyuruyor. Topraktan yapılan su testileri, yoğurt kapları, bardaklar, vazolar ve süs eşyaları hem satılıyor, hem de üretilirken izlenebiliyor. Su testisinin suyu soğuk tuttuğunu biliyoruz. Pişirilen toprağın gözenekli yapıya sahip olmasından dolayı içindeki suyu dışına geçiriyor. Sıvı halden buhar haline geçen su enerji kaybediyor ve soğuyor. Testi soğuk olunca da içindeki su ısınmıyor, soğuk kalıyor. Yoğurt kapları da aynı şekilde. Ev yapımı yoğurt için çok kullanışlı. Bu kaplar sayesinde sulanmayan kalıp gibi yoğurt yapmak mümkün.

kapadokya_06

SOĞANLI BEZ BEBEKLERİ

İlk Kapadokya ziyaretim sırasında her yerde gözüme çarpan bez bebekler oldukça ilgimi çekmişti. Bu bebeklerin nerede üretildiğini merak ediyordum. Özkan Üsteğmen’in turist rehberi olması işimi kolaylaştırdı bu konuda da, her konuda olduğu gibi. Bu bebeklerin üretiminin Kayseri Yeşilhisar’ın Soğanlı Köyü’nde yapıldığını öğrendim ondan. Soğanlı Köyü’nde köylü kadınlarca yapılarak bütün Kapadokya bölgesinde satılan ve Soğanlı Bebeği adı ile ün yapan bu bebekler, köyün en önemli gelir kaynaklarından birisiymiş.

Geleneksel biçimde köyün genç kızları ve kadınları tarafından evlerde el yapımı olarak üretilen Soğanlı Bez Bebekleri yöreye gelen turistlerin yoğun ilgisini çekmiş ve giderek bir bez bebek sektörü oluşmasını sağlamış. Ama maalesef vaktimin kısıtlı olması nedeniyle bu köye uğrayamadık. Daha sonraki ziyaretimde de bir tur gezisi ile gittiğim Kapadokya’da, tur kapsamında bu köy ziyareti yoktu. Sadece yol kenarlarında satışı yapılan Soğanlı Bez Bebeklerini fotoğraflayabildim. Bu satıcılar arasında en çok ilgimi çekense, yüze yaklaşan yaşlarına rağmen bu bebekleri satmaya çalışan yaşlı nine ve dede oldu. Uzunca sohbet edip, fotoğraflarını çektikten sonra, birkaç tane de Soğanlı Bez Bebeği almayı unutmadım.

kapadokya_07

Yazımın başında da dediğim gibi, Kapadokya’da her bacanın her taşın bir hikayesi var. Bunlar sadece benim hikayelerim. Elbette sizlerin de bambaşka hikayeleri olacaktır. Bunun için de görmeyenlerin görmesi, görenlerin ise tekrar, tekrar görmesi gereken bir coğrafya burası.

Share Button
This entry was posted in Fotoğraflar, Gezi Yazılar and tagged , , , .