İzmir

Her yıl aynı telaşla, bu sene Yeni Yıl’da ne yapalım sorusu, hepimizi düşündürür. Çoğu zaman evde yapılan kutlamalar tercih edilir. Bazen birilerine misafirliğe gidilir, bazen de birileri eve davet edilir. Bu gelenek çocukluğumdan bu yana sürüp gider. Kimi zaman dışarıda canlı müzik olan bir mekanda da kutladığımız olmuştur. Ama hep hayallerde başka şehirlere gidip, yeni yıla o şehirlerde girmek vardır. Ne bileyim, mesela Taksim’de bir yeni yıl kutlaması, hatta yurt dışında bir şehirde yeni yıla girmek.

İzmir’i kim sevmez? Bu güne kadar çevremde birçok tanıdığımın hayali hep İzmir’e tayin istemek ve oraya yerleşmekti. En olmadı, emekli olunca bir Ege Kasabası’na yerleşip, orada emekliliğinin keyfini çıkarmak isteyenler çoktu. Ben daha çok Karadeniz çocuğu olduğum için, bu tür hayallere çok kapılmadım bu güne kadar. Ama bu demek değil ki, İzmir’de bir yeni yıl geçirmeyelim. Planı çok önceden yapmış, uçak biletlerimizi çok uygun fiyata, çok önceden almıştık. Bu nedenle “bu yılbaşı ne yapacağız” sıkıntısı yaşamadan bir yeni yıl gecesi geçirebilecektik.

Simide “gevrek”, ay çekirdeğine “çiğdem” denilen İzmir. Konak Meydanı ile Kordon’uyla filmlere konu olmuş, hep hayallerde olmuştur. Elbette İzmirliler için de çok farklıdır, onlar hep İzmirli olmakla gururlanmışlardır haklı olarak.

İzmir’e iner inmez, otele hızlıca yerleşip, kendimizi Kordon’a attık. İki aile gitmiştik İzmir’e, dört yetişkin iki çocuk. Her kesimden kişilerin çimler üzerinde keyifli vakit geçirdiği, koşu ve bisiklet parkurlarının olduğu, konserlere, festivallere ve çeşitli mitinglere ev sahipliği yapan, şiirlere, şarkılara konu olan İzmir’in gözbebeği Kordon. Şehrin en önemli mekânlarından biri olan bugünkü Kordon, aslında bundan 16 yıl önce 6 şeritli yol yapımı düşüncesinden yola çıkarak denizi dolduran Belediye’nin yol yapımı projesinin mahkeme kararıyla durdurulmasının ardından şehre kazandırılmış bir alan. Denizi doldurarak 6 şeritli yol yapmak isteyen İzmir Büyükşehir Belediyesi ve yapımı gerçekleştiren Karayollarına karşı çevreciler, büyük bir hukuksal mücadele vermişlerdi. Yeni yüzüyle Kordon boyu 66 bin metrekare yeşil alan, 54 bin metrekare yaya alanı, 1,5 km. bisiklet ve koşu yolu ve 7 metrelik tek şeritli bir araç yolu ile 15 Haziran 2000 yılında halka açılmış.

Zaman çok hızla geçiyor. Daha dün gibi bir önceki yeni yıla girdiğimiz. Şimdi yepyeni bir yıl başladı. Her şey çocukken güzel bence, bayramlar da, yeni yıllar da. Hayat çocuklara güzel sanırım. Kızım Ada ve arkadaşı Nehir de doya doya çıkarıyorlar İzmir’in tadını. Zaman hızla geçiyor dedim ya, gerçekten de hiç durmuyor. Tıpkı Konak Meydanı’ndaki saat kulesi gibi. 1901 yılında II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı için yaptırılan saat kulesinin saati bu güne kadar hiç durmamış. Kulenin saatleri Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından hediye edilmiş.

Terk edilmiş bir gar getirdi seni aklıma,
Bir tren değil.
Trenler sadece alıp götürür sevdiklerimi…

Osmanlı Devletinin son yıllarına doğru kullanılmaya başlanılan demiryolu ulaşımı, o zamanlar Osmanlı Devleti gözetiminde bulunmayıp, zengin kişiler tarafından yap ve işlet prensibi ile sürdürülmekte idi. Daha sonra Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çıkarılan bir yasa ile demiryolları devlet eline geçmiştir. Anadolu’da inşa edilmiş olan ilk gar, 1858 yılında yapımına başlanılıp, 1861 yılında yapımı tamamlanmış olan İzmir Alsancak Garı’dır. Alsancak Garı kadar ünlü ve bir o kadar güzel diğer bir gar da Basmane semtinde bulunan Basmane Garı’dır. Bu iki gar da İzmir’in tarihi ve görülmesi gereken yerlerindendir. Garlar insana çok şey anlatır bence. Bana ayrılığı, özlemi, beklemeyi, hatta ölümü hatırlatır. Şiirlere, öykülere, romanlara konu olurlar çoğu zaman. Zaman sanki durmuş gibidir garlarda, kolay geçmez. Hep sürekli bir bekleme eylemi vardır çünkü oralarda. Ya gidilecek tren beklenir, ya da gelecek birileri. Saat kulelerinin aksine, burada zaman yavaş işler, bazen durma noktasına gelir. Belki de bu yüzden Konak Meydanı’nda bir gevrek satıcısı olmaktansa, bu garlardan birinde yolcu olmayı istemişimdir hep. Bu şekilde yaşlanmaktan kurtulabilir miyiz acaba, biraz da olsa.

Tüm bu sorularla birlikte girdim Sedir Çay Bahçesi’ne. Burası Kemeraltı’nda, çıkmaz aralardan birine gizlenmiş bir yer. İzmirliler bilir elbet. Ama ben bir önceki İzmir ziyaretimde keşfetmiş ve buraya tekrar gelmeye karar vermiştim.

Çocukken büyükler kahve içerler, bize de “çocuklar kahve içmez, içerlerse Arap olurlar” diyerek bizi avuturlardı. O zamanlar tüm Arapların çocukken kahve içtiği için mi Arap olduğunu düşünmüş müydüm, hatırlamıyorum. Ama burada yapılan Türk Kahvesi’ni içmezsem kesinlikle olmaz. Buraya ilk geldiğimde kahvenin tadını almış fakat sırrını öğrenmeden dönmüştüm. Bu kez aldım fotoğraf makinemi, geçtim mutfağa. Dedim ki, bu kahvenin sırrı nerededir, bana anlatın. Onlar da seve seve anlattılar. Ortada öyle cezveler falan da yoktu. Kahveyi direkt fincanda pişiriyorlardı. Duvarlarda burayı ziyaret eden birçok ünlünün fotoğrafları var. Eğer daha önce gitmediyseniz, yolunuz düşerse mutlaka gidin ve bu fincanda pişen kahvenin tadına bakın derim.

İzmir’in bir başka tarihi mekânı da Asansör. İzmir’in Karataş bölgesi tarih boyunca taş ocağı olarak kullanıldığından, sahil şeridi (bugünkü Mithatpaşa Caddesi) ile yukarıdaki Halil Rıfat Paşa semti uçurumlarla birbirinden ayrılmış. İki semt arasına Türklerin “Karataş Merdivenleri”,  yukarıdaki semte yerleşen Yahudilerin “Devidasların Merdiveni” adını verdikleri merdivenler yapılmış. Merdivenlerin üst kısmındaki Devidas ailesinin evi, aşağıdaki en büyük evde ise Nesim Levi adlı tüccarın evi bulunuyormuş. Baba Devidas’ın bir gün merdivenlerde düşüp ayağını kırmasından sonra dostu Nesim Levi’nin Avrupa şehirlerinde gördüklerine benzer bir asansör yapma fikrini geliştirdiği anlatılır. Önceleri şahıslar tarafından işletilen Asansör, 1983 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlanınca, restore edilip tekrar hizmete açılmış. Günümüzde asansör çalışır durumda olup üst katı ise kafeterya ve küçük bir seyir balkonu ile hizmet vermektedir. Asansöre, halk arasında “Asansör Çıkmaz Sokağı” olarak bilinen, resmi adı “Dario Moreno” olan sokaktan ulaşılmaktadır. Kule, taş olan iki bölümden sonra tuğla olarak yükselir. Yapının Şehit Nihatbey Caddesi’ne ulaştığı yerde demir konsollar üzerinde taşınan ahşap bir balkon bulunur. Bence İzmir’e gidip de, bu balkondan İzmir’i kuşbakışı izlemeden dönmemek gerekir. Eğer akşam üstüne yakın giderseniz, sizi mükemmel bir gün batımı da karşılayacaktır. Biz de yeni yılın ilk gününü böylece batırmış olduk.

Hayatımızdan bir gün daha bitti. Bir koca yılı daha devirdik ömürden. Bakalım bir daha yılbaşında nerede olacağız? Bence şimdiden plan yapmaya başlasak olur, çünkü zaman hızla akıyor. Hepinize mutlu yıllar.

Share Button
This entry was posted in Fotoğraflar, Gezi Yazılar and tagged , , , , , , , .

Post a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked *

*
*