İlklerin Kenti Zonguldak

Hayatımın çoğunu edebiyat içinde yolculuklarla geçirdim. Bu yolculuklarıma Zonguldak’ın ilklerini ekledim son zamanlarda. Araştırmanın ucunu bulmak hayli zor olsa da, bir yerden başlamak istedim. Hatırladıklarımın, öğrendiklerimin yanında, varlığını sürdüremeyen birçok güzelliğin bugüne erememesine üzülsem de, o güzelliklerin birçoğunu görmüş olmanın sevincini de yaşadım.

Zonguldak deyince akla ilk gelen, Kozlu’nun Kestaneci Köyü’nde bulunan taş kömürüdür elbette. İlk bulunduğundan bu güne kadar kederi de, sevinci de devam eden. Babamın gırtlağına yapışan ecel, ellerinin çatlağındaki bayram harçlığımız, Tevfik Usta’ya ısmarlanan ayakkabılarımız, Kasap Rıza’nın kıymasıydı kömür. (Her iki dükkân da aynı duruşuyla hala ayakta. Nerde mi? Eski itfaiyenin yanından geçen, Ontemmuz’a çıkan bayır yolun tam sağ dönemecinde.)

Zonguldak’ın Cumhuriyetin ilk vilayeti olduğunu ilkokul sıralarında öğrendim. Milli Bayramların coşkusu, Gazipaşa Caddesine sığmazdı adeta. Cumhuriyetin vitrini olurdu sanki bu bayramlar.

Şimdi yerinde yeller esen ilk ekonamasından, E.K.İ işçisi olan babamın tiketiyle alışveriş etmenin ayrıcalığını yaşayanlardanım. Fenerdeki taş binasında sıraya girer, listedekiler bir bir önüme dizilirken raflardaki çeşitliliğe göz gezdirirdim hep. Ne çok şey olurdu o raflarda; porselen tabaklar, Sümerbank basmaları, yağdan tuza kumanya, teneke kutularda satılan, “ETİ” bisküvisi, hacışakir sabunu, arapsabunu ve son zamanlarda çeşitliliğe eklenen çamaşır deterjanına kadar.

Kelebeğin Rüyası adlı filmin çekildiği Fener Mahallesinin eski haliyle, tenis kortu, işçi evleri, Deniz Kulübü, misafirhanesi, yolları ve ağaçlarıyla hala yaşıyor olmasını yaşamak da çok güzel. TED Koleji, Çelikel Lisesi, Zonguldak E.K.İ Radyo binası da yaşayanlardan. Yayla Sineması, Kozlu’daki tenis kortu, bayram şenlikleri, Foto Turan, Tahsin Kitapevi, Üzülmez yolu üzerindeki E.K.İ’nin sosyal tesisinde izlediğimiz konserler, tiyatro gösterileri, ayağımızın dibindeki Belediye Sineması (bina duruyor ama gösterim yok), daha birçok şey, yerini anılara bırakmış olsa da, Fener Mahallesini gezerken duyduğum huzurun yaşanmasına yürekten duacıyım. Kapuz tarafında eskiden E.K.İ plajı olan Orta Kapuzun da yeniden canlanması ne güzel olurdu.

Altmışlı, yetmişli yıllarda eski Hükümet Binası arkasındaki Devran Amca Parkında, haftanın belli günleri ve saatlerinde, canlı yayın misali TV ekranından müzik ziyafeti verilirdi; sinema izler gibi çekirdek çıtlatarak şaşkınlıkla onları izlerdik. Golf sahasında oynayanların topa vuruşları da hala aklımda. Açık hava sineması olan Yeni Melek Sinemasının yerinde koskocaman AVM var şimdi. O ve birçok sinemanın kapıları, TV yayınları başlayınca bir bir kapandılar. Eski Hükümet Binası yanındaki büfede köftecilik yapan Köfteci Salih, kim bilir kimlerin iştahını kabartmadı ki.

Gemilere kömür yüklemesinin yapıldığı taş yapı da gözümün önünde tüm yalnızlığı ve timsaliyle duruyor. Karakalemle çizdiğim, şiirlerimde yazdığım bu yapı birçok fotoğraf karelerimde.

Zonguldak’ın İlk gazetecisi, Tahir Karaoğuz ve ekibindeki Ahmet Naim Çiladır, Hüseyin Fehmi İmer birçok ilklere imza atanlardandı. Karaelmas adının isim babası, birçok derneğin kurucusu, şiir günleri, anma toplantılarının öncüsü Tahir Karaoğuz adı, bir gazete bayisinde, BEÜ’de bir kültür salonunda yaşıyor. Oğlu Doğu Karaoğuz, ilk madencileri, şairlerimizi, yazarımız İrfan Yalçın’ı, ocakta çalışanların acılarını resmetmiş romanlarında. Birol Üzmez, Alaaddin Kara, Şafak Tortu madenci fotoğraflarıyla usumuza yerleşmişler. Sporcu olarak ilk isim yapan Kemal Köksal, şehir stadında adıyla yaşıyor. Can Polat Pamay, Safter Kartoğlu adı da sporda ilklerden. Bilgilerde, yüreklerde niceleri emek harcıyor şimdilerde. Araştıran, yazan kalemler hep var olsun inşallah.

Devlet Hastanesi, Amele Birliği Hastanesi, tren istasyonu, ilk kömür santrali, ilk üniversitesi, havaalanı, ilk belediye, halkevi binası, çocuk parkının emekli parkına dönüştüğü İsmet İnönü Parkındaki çocukluğuma şahit palmiye,

Çarşı ortasındaki çam ağacı, Fener’de, Kozlu’daki çınarlar, İsmet İnönü ve Atatürk’ün atlı heykelleri, çocukluğumda kumsalında oynadığımız kordon değişime uğrasa da, liman arkası, “okul tepesi” dediğimiz ilk maden mühendisi yetiştiren Sanat Okulu, Fener ve Yayla Misafirhaneleri, İsmet İnönü Köprüsü, kara akan Üzülmez Deresi, Asma, Karadon, İncivez, Kozlu ocak ağızları, emeğin timsali kömür lavuarından kalan üç kule,

ve şuan aklıma gelmeyen bir çok şeyler,  anılarımı yaşatan görüntülerimde henüz. Olmayanlarsa ne çok … ne çok… Tamir edildikten sonra yıkılan İşçi Müdürlüğü binası, önündeki alanda Milli Bayramları kutladığımız eski Hükümet Binası, Bahçelievler Mahallesine adını veren E.K.İ evleri, Dökerel Köprüsü, virane halde bırakılan veya yıkılıp yerine başka bina yapılan Fransız evleri gözümde aradıklarıma karıştı. Eminim birçoğumuzda da bu arayışlar vardır. Kimi anılarına gömer arayışlarını, kimi resimle, şiirle, yazılarıyla, kimi de iş adamı Deniz Yavuzyılmaz gibi kömürden tek taş yüzük yaparak yapar. Üstelik dünyada ilk örneği olan.

Benim arayışlarımsa şiirlerimde, çektiğim fotoğraf karelerimde ve şimdi de tuvale yaptığım resimlerimde sürüyor… sürecek de. Yazımı yazarken tek düşündüğüm bilmediklerim ve unuttuklarımın olacağıydı. Bir başka yüreğin kaleminde, yüreğinde yine yazılacaktır bu izler ve ilkler. Eminim.

GÜLDEN IŞIK

Share Button
This entry was posted in Belgesel Fotoğraf, Fotoğraf Hikayesi, Fotoğraflar, Gezi Yazılar and tagged , , , , , .

One Comment

  1. Gülden IŞIK 28 Aralık 2018 at 22:27 #

    Paylaşım için çok teşekkür ederim sayın Koca…Zonguldak,sizlerin fotoğraf karelerinde de yaşayacak inşallah

Post a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked *

*
*