İki katlı şehir; ZONGULDAK

dergi_01

Ailehekimler!net Dergisinde yayınlanmaya başlayan gezi yazılarımın ilkinin konusu Zonguldak oldu.

ZONGULDAK

Yıl 2000… 4 Nisan sabahı uzun bir yolculuğun ardından giriyordum Zonguldak’a. Havada hafif bir lodos esintisi ve lodosun birbirine kattığı erik, kiraz ve şeftali ağaçlarının çiçek kokuları eşliğinde. Yeryüzünde “cennet” diye bir yer varsa eğer, cennet burası olmalı diye düşündüm, sol tarafımdaki uçsuz bucaksız Karadeniz’in sularını seyrederken. Ve de sağ tarafımdaki Karadeniz yeşilini…

dergi_zonguldak_1

Zonguldak’a iki yoldan girilir. Biri İstanbul istikametinden gelen ve Karadeniz Ereğli tarafından, diğeri Ankara istikametinden gelen ve Devrek tarafından. Her ikisinde de Zonguldak son duraktır. Geçen 15 yıl boyunca benim için de öyle oldu Zonguldak. Bilenlerin de tahmin edeceği gibi ben bu “dik merdivenli kente” İstanbul yönünden giriş yapmıştım. Aylar sonra bir Ankara dönüşü aynı şehre girerken ne kadar şaşıracağımı henüz bilmiyordum. Üniversite’den mezun olup da tayin tercihlerim arasında ilk sıraya yerleştirdiğim zaman bu daha önce hiç görmediğim kenti, kenti iyi bilen bir dostum bana; “Zonguldak’a tayin olacaksan, şimdiden kendini merdiven çıkmaya alıştırmalısın” demişti. Ben ise o dostuma inat bu dik şehirde hep merdivensiz sokakları, merdivensiz evleri mesken tutmaya çalıştım bunca sene. Ama gün geldi o gri ve soluk merdivenleri bir gün birileri çıktı ve boyadılar. İşte bu yüzden hep iki rengi oldu Zonguldak’ın, benim için… Tıpkı iki farklı şehir girişinden hissettiğim iki kent gibi; zaman, zaman kömür gibi kara, duman gibi gri, zaman, zaman da tıpkı bir gökkuşağı gibi, o boyanan merdivenler gibi rengarenk.

dergi_zonguldak_2

BAZEN ILIK LODOS ESER
BAZEN DE POYRAZ…
Tıpkı yolu gibi, rengi gibi, rüzgarı da ikidir Zonguldak’ın. Bazen ılık bir lodos esiverir Şubat ortasında, erik ağaçlarını aldatır türküsüyle, bazen de poyraz eser kuzeyden, sanırsınız ki deniz öfkelenmiş, kızmış Zonguldaklılara… Hatta Temmuz ayında bile denize giremezsiniz, ayağınızı suya soktuğunuzda, dişleriniz bambaşka bir türkü söylemeye başlar. Öyle karpuz kabuğuna falan aldırmaz. Zonguldaklılar Ankara’da oturan politikacıları işte bu poyraza benzetirler.

dergi_zonguldak_3

EN SON HATIRLANIR!
Harf sırasında en sonda olmasından mıdır bilinmez, hep en son hatırlanan kenttir Zonguldak. Yine de çok hayıflanmaz Zonguldak halkı, çünkü kötü günlerinde hiç yalnız bırakılmamıştır. Ne zaman kara bir duman yükselse kentin üstünde, Ankara’nın bozuk yollarına hiç aldırış etmeden, geline bilinecek en son hızla gelirler, en son duymak isteyeceklerimizi ilk önce söylemek için.

HER ŞEY İKİDİR ZONGULDAK’TA
Dedim ya, her şey ikidir Zonguldak’ta. Şehrin tam ortasından geçen Acılık Deresi, şehri de iki yakaya ayırır. Hatta Devlet Hastanesi bile bu ayrımdan payını alır. Birisi eski Devlet Hastanesi adıyla bilinen hastane, diğeri ise eski SSK Hastanesi adıyla bilinen hastane, birbirlerini uzaktan uzağa seyrederler. Tam ortada kalan alanda, Acılık Deresi’nin yakınında üç kule selamlar sizi. Bunlar eski lavuar kuleleridir. Lavuar alanı temizlenip şehrin biraz dışına taşınırken, yıkılmaktan son anda kurtulduklarını belli edercesine, yan yana birbirlerine destek olarak ayakta kalmayı sürdürürler. Tek dostları vardır, o da, her gece ışığıyla Karadeniz’deki gemiler gibi onlara da selam veren deniz feneri. Deniz feneri bulunduğu tepeye kendi adını vermiştir. Fener semti Zonguldak’ta mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında yer alır. Yaklaşık yüz yıl kadar önce, burada yaşayan Fransızlar tarafından yapılmış geniş bahçeli evler, her biri yaklaşık yüz senelik ağaçlarla kaplı yemyeşil bir tepe, eşsiz Zonguldak ve deniz manzarasını izlerken içinizin ürpereceği yüksek kayalıklar. Deniz fenerinin yanındaki çay bahçesinde çayınızı yudumlarken, Zonguldak tüm güzelliğiyle kuş bakışı ayaklarınızın altına serilir. Tam aşağıdaki Zonguldak Limanı’ndan harekete hazırlanan bir geminin sireni sanki veda edercesine duyulur.

dergi_zonguldak_4

LİMANI HAREKETLENDİRİR
Limandan kalkan gemiler kömür taşır Ukrayna limanlarına, biraz da zamanı taşırlar ağır cüsseleriyle. Bu nedenledir ki, zaman ağır, ağır ilerler Zonguldak’ta. Hep bir bekleyişi vardır Zonguldaklının. Günde üç kez uğurlanır madenciler işlerine. Sağ salim evlerine dönmeleri zaman alır. Yerin yüzlerce metre altına gitmişlerdir ekmek paralarını kazanmaya. Hani dedim ya Zonguldak hep ikidir diye, işte bu kentin iki de katı vardır. Biri yeryüzündedir, diğeri yer altında. Haritalar vardır yolları gösteren… Zonguldak’ta iki tane kent haritası vardır. Her gün  binlerce işçi bu ikinci haritanın yollarında ilerler. Zonguldak bu yolculuktan dönememiş olanları da unutmamıştır. Liman arkasına doğru yürüdüğünüzde “Zonguldak Havzası Maden Şehitleri Anıtı” çıkar karşınıza. Ama “Liman Arkası” deyince akla en çok, yıllarca balıkçılara, sevdalılara ve fotoğrafçılara mesken olmuş o muhteşem günbatımı manzarası gelir. Güneş bir başka batar Zonguldak’ta, bir film çekimi sonrasında yaptığı röportajda Yılmaz Erdoğan’a “Dünyada en güzel gün batımının yaşandığı o kente selam olsun” dedirtecek kadar.

dergi_zonguldak_5

Birçok kişiyi Zonguldak’ta tutan da hep bu gün batımıdır çoğu zaman. Bırakıp gidenlerinse en çok özlediği hep o günbatımlarıdır, bu yüzden gittikleri yerlerde hep kuzeye bakar pencereleri…

Share Button
This entry was posted in Fotoğraflar, Gezi Yazılar and tagged , , , .

One Comment

  1. çetin 30 Ekim 2016 at 17:44 #

    Hocam resimleri gayet iyi çekmişsin ama photoshop da “rus tonlamasını” fazla abartmışsın