Category Archives: Gezi Yazılar

İzmir

Her yıl aynı telaşla, bu sene Yeni Yıl’da ne yapalım sorusu, hepimizi düşündürür. Çoğu zaman evde yapılan kutlamalar tercih edilir. Bazen birilerine misafirliğe gidilir, bazen de birileri eve davet edilir. Bu gelenek çocukluğumdan bu yana sürüp gider. Kimi zaman dışarıda canlı müzik olan bir mekanda da kutladığımız olmuştur. Ama hep hayallerde başka şehirlere gidip, yeni yıla o şehirlerde girmek vardır. Ne bileyim, mesela Taksim’de bir yeni yıl kutlaması, hatta yurt dışında bir şehirde yeni yıla girmek.

Continue reading »
Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , , , , , |

Gölcük Gölü

Daha ilkokul sıralarında öğrendiğimiz bir şarkı vardı. “Orda bir köy var uzakta, gezmesek de, tozmasak da, o köy bizim köyümüzdür…” Lay lay lay lay lay…! Sonraları aslında bu şarkının Ahmet Kutsi Tecer’in bir şiiri olduğunu öğrendim. Şiirin ikinci kıtasında ise, uzaktaki bir evden bahsediyordu şair. “Yatmasak da, kalkmasak da o ev bizim evimizdir” diyordu. İşte ben size bu evin hikâyesini anlatacağım, dilim döndüğünce.

Continue reading »
Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , , |

İlklerin Kenti Zonguldak

Hayatımın çoğunu edebiyat içinde yolculuklarla geçirdim. Bu yolculuklarıma Zonguldak’ın ilklerini ekledim son zamanlarda. Araştırmanın ucunu bulmak hayli zor olsa da, bir yerden başlamak istedim. Hatırladıklarımın, öğrendiklerimin yanında, varlığını sürdüremeyen birçok güzelliğin bugüne erememesine üzülsem de, o güzelliklerin birçoğunu görmüş olmanın sevincini de yaşadım.

Zonguldak deyince akla ilk gelen, Kozlu’nun Kestaneci Köyü’nde bulunan taş kömürüdür elbette. İlk bulunduğundan bu güne kadar kederi de, sevinci de devam eden. Babamın gırtlağına yapışan ecel, ellerinin çatlağındaki bayram harçlığımız, Tevfik Usta’ya ısmarlanan ayakkabılarımız, Kasap Rıza’nın kıymasıydı kömür. (Her iki dükkân da aynı duruşuyla hala ayakta. Nerde mi? Eski itfaiyenin yanından geçen, Ontemmuz’a çıkan bayır yolun tam sağ dönemecinde.)

Continue reading »
Share Button
Also posted in Belgesel Fotoğraf, Fotoğraf Hikayesi, Fotoğraflar Tagged , , , , , |

Batum

1977 sonbaharında yedi yaşında bir çocuk, tarlada mısır hasatı yapan ailesiyle birlikte ıhlamur ağacının gölgesinde günün sona ermesini sabırsızlıkla beklemekteydi. Okullar açılalı bir hafta olmuş, yaşıtları okula başlamışken, o henüz okula kabul edilmemişti. Çünkü onun henüz bir nüfus kağıdı yoktu. Hem olsa da henüz iki buçuk yaşında olacaktı nüfus kaydına göre.

Continue reading »
Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , , |

Dört Mevsim Zonguldak

Birçok çocuk gibi ben de “Daha dün annemizin kollarında yaşarken” şarkısını öğrenerek ve söyleyerek başladım ilkokula. Ardından “Bak postacı geliyor” şarkısını öğrendim. Ama birçok çocuktan farklı olarak öğrendiğim bir çocuk şarkısı daha vardı. O da “Gelme kış gelme” isimli bir çocuk şarkısıydı. Bu şarkı hafızamda o kadar yer etmişti ki, aradan çok uzun yıllar geçmesine karşı, hala tüm sözleri ve melodisiyle aklımda.

Continue reading »

Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , , , |

Umut

“İyi at, iyi araba para işi kardaş. Paran olunca her bir iş iyi olur. Paran olunca kebap yen, paran olunca tatlı yen, şarap içen, iyi yataklarda yatarsın. Parası olunca adam kuvvetli olur. Parası olunca insanın evi, avradı olur. Evinde tenceresi kaynar, çocukları olur. Paran olmadı mı da dünyada senden kötüsü senden pisi yoktur. Her yerden kovarlar seni.
Fakirin yüzü soğuktur, niye soğuktur Cabbar kardaş? Parası yoktur da ondan. Mesela kış gününde, en soğuk vaktinde cebinde paran olsa üşümezsin, hamamdaymış gibi terlersin. Amma ve lakin paran olmadı mı yaz gününde üşürsün. Neden? Çünkü para adamı sıcak tutar, sıcak…”

1970 yılı Umut filmindeki Adana Tren Garı ile 2018 yılındaki görüntünün kolaj çalışması

Continue reading »

Share Button
Also posted in Belgesel Fotoğraf, Fotoğraf Dersleri, Fotoğraf Hikayesi, Fotoğraf Sunumu, Fotoğraf Üzerine, Fotoğraflar Tagged , , |

KARTEPE

kartepe1

Bütün hikaye 1977 yılında evimize siyah beyaz bir televizyon alınmasıyla başladı. Babam radyo ve televizyon tamirciliği yapıyordu o yıllarda ve Adapazarı’ndan bozuk bir televizyon ile çıkageldi. Yanlış hatırlamıyorsam bir hafta kadar süre televizyonu tamir etmesini sabırsızlıkla bekledik. Televizyonu bizim için almıştı ama bozuktu. Ne ses, ne de görüntüsü vardı. Bu bir hafta kadar sürecek tamir süresi bana aylar kadar uzun gelmişti. Nihayet televizyon olmuş, sıra anten kurmaya gelmişti.

kartepe3

Continue reading »

Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , |

PARİS

paris1

“eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum, geceyarısını yaşamaktan yorgunum, ayazın avucunda unutmuştun ellerini, önünden geçtiğim halde beni tanımadın, ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım, şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar, bakır çalığı göklere katiyyen tahammülüm yok, hele paris’in gökleri aklımı başımdan alıyor, bana seni senden evvelki poitiers’li kızı hatırlatıyor”

Eskişehirli olup da Yenikent’i bilmeyen yoktur. Kentin ilk toplu konut merkezlerinden biridir. Bir zamanlar üniversite öğrencilerinin çokça oturduğu bu birbirine benzeyen beşer katlı apartmanlarda yaşarken, bir yandan Attila İlhan’ın Kaptan şiirini okur, bir yandan da hayalimde yarattığım Paris’in damlarını hayal ederdim. Hani şairin “camlardan bakınca paris’in damlarını göreceğiz” diye biten Kaptan şiirini.

Paris11

Continue reading »

Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , |

YEDİGÖLLER

yedigöller_dergi_k

Üniversite yıllarımda en güzel geceler, dostum Özgür Yazıcı’nın eline cümbüşünü alıp, hüzzam makamına girdiği anlardı. Öyle hemen hüzzamdan başlamazdı asla. Önce biraz nihavent, hicaz, biraz rast ve saba, en sonunda da segah makamından çalardı. Segah şarkılara gelince artık sıranın yavaş, yavaş hüzzama geldiğini anlardım. Tıpkı mevsimlerin sonu gibi en sona bırakılan hüzzam şarkılar da sonbahardan bahsederdi çoğunlukla.

Yedigöller_ (3)

“Böyle mi esecekti, son gününde bu rüzgar

 Bütün kuşlar vefasız, mevsim artık sonbahar…” ya da,

“Ömrümüzün son demi, son baharıdır artık

 Maziye bir bakıver neler neler bıraktık…”

Continue reading »

Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , |

BEYPAZARI

"Tanrı güzel kadınları sevsin, sevilsin diye yaratmış; doktor olsunlar diye değil."

“Tanrı güzel kadınları sevsin, sevilsin diye yaratmış; doktor olsunlar diye değil.”

Diyalog ‘Milli Emniyet Teşkilatı İstanbul Merkezi Şefi Kurmay Binbaşı’ Seyfi Hüget ve Hilda von Schreiner arasında geçer:
Seyfi; “Kimsiniz siz?”
Hilda; “Mata Hari! Gündüzleri doktor geceleri şarkıcı. Üstelik Alman. Romanlardaki casuslar gibi… Hâlâ şüphelenmediniz mi benden? Yakalatmayacak mısınız beni?”
Seyfi; “Buna dans ederken karar vereceğim. Dünyanın en tehlikeli, en tatlı ve en güzel kadınının şerefine.”

beypazari_01

Ankara Ekspresi, Esat Mahmut Karakurt’un aynı adlı romanından uyarlanan, Muzaffer Arslan’ın yönettiği ve Ediz Hun ile Filiz Akın’ın başrollerinde oynadığı, 1970 yapımı film. 1971 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Film’ dahil beş Altın Portakal ödülü kazanan film, Filiz Akın da “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü kazandırıyor.

Film Hilda’nın Semiramis Pekkan’ın sesi ile söylediği ‘Keyfine Bak’şarkısıyla başlıyor. Kırmızı ışıklar altındaki gazino sahnesinin tül perdelerinin ardından Filiz Akın sahneye çıkıyor. Her zamanki gibi güzel ve sarışın. Oysa filmin jönü Ediz Hun, filmde siyah saçlı bir kadını arayacaktır. Continue reading »

Share Button
Also posted in Fotoğraflar Tagged , , , |