Batum

1977 sonbaharında yedi yaşında bir çocuk, tarlada mısır hasatı yapan ailesiyle birlikte ıhlamur ağacının gölgesinde günün sona ermesini sabırsızlıkla beklemekteydi. Okullar açılalı bir hafta olmuş, yaşıtları okula başlamışken, o henüz okula kabul edilmemişti. Çünkü onun henüz bir nüfus kağıdı yoktu. Hem olsa da henüz iki buçuk yaşında olacaktı nüfus kaydına göre.

Annem ve babam ben doğduktan yaklaşık dört yıl sonra resmi nikâh yaptırdıkları için, ben de nüfus kayıtlarına göre henüz iki buçuk yaşında gözüküyordum o sene. Oysa yedi yaşındaydım ve yaşıtlarım artık okullu olmuşlardı. Köyümüzün tek öğretmenli okuluna kaydım yapılamamıştı henüz yaşım tutmadığı için. Üstelik henüz bir nüfus kâğıdım bile yoktu. Öğretmen durumu biliyor ve bir çözüm bulmaya çalışacağı konusunda babama açıklama yapmıştı. İkindi vakti o yıl ilkokul beşinci sınıfa başlamış olan kuzenim koşa koşa tarlaya geldi ve öğretmenin okula başlayabileceğimi, babamın hemen yarın nüfus kâğıdımı çıkarması gerektiğini söylediğini iletti.

Bir sonraki gün biz yine tarlaya giderken, babam bu kez ilçeye, nüfus kâğıdımı çıkarmaya gitti. O gün onun dönmesini nasıl sabırsızlıkla beklediğimi hiç unutamam. Döndüğünde hem nüfus kâğıdım olmuş, hem de okul önlüğüm, çantam, defterim ve kalemlerim olmuştu. Sonraki sabah babamın elinden tutup okula gittim. Yanımda okul çantam, üzerimde beyaz yakalıklı siyah önlüğüm ve de nüfus kâğıdımla birlikte.

Yıllar su gibi aktı geçti. Ben o gün başlayan okul yaşamıma çok uzun yıllar devam ettim. Nihayet bir gün yine yanıma çantamı, siyah takım elbisemi ve nüfus kâğıdımı alarak tekrar yola çıktım. Bu kez okula gitmiyordum. Yolculuğum Batum’aydı. Batum Havaalanına indiğimizde nüfus kâğıtlarımızı göstererek şehre adımımızı atmış olduk.

BATUMİ

Artvin ile komşu olan bu şirin Karadeniz kentinin kaç kez bizim, kaç kez Rusların, hatta bir zamanlar İngilizlerin bile olduğuna şaşırarak havaalanından otele doğru giderken, otobüsün penceresinden şimdi Gürcistan Özerk Cumhuriyeti Acara’nın başkenti olan bu şehrin sokaklarını seyrediyorum. Yemyeşil dağlar ile Karadeniz’in masmavi suları arasında geniş bir düzlüğe kurulmuş şehir, temiz havası ve huzur dolu atmosferi ile beni adeta büyülüyor.

Batum küçük bir liman kenti olduğundan, gezilip görülecek her bölgeye yürüyerek ulaşım sağlayabilirsiniz. Bu nedenle konaklayacak yer tercihi yaparken belirli bir gölgeyle sınırlı kalmanıza gerek yok. Son yıllarda büyük bir değişim ve gelişim gösteren Batum’da pek çok dört yıldızlı, beş yıldızlı oteller açılmıştır. Bunların dışında Batum, sırt çantalı gezginler için pek çok hotel ve pansiyona da ev sahipliği yapmaktadır. Kalacağımız otele yerleştikten sonra öğle yemeği için bir Ukrayna restoranına gidiyoruz. İlk defa yabancı bir ülkede adam gibi karnımı doyurabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Özellikle armut suyu ile birlikte bir tür yöresel peynirli pide olan haçapuri,  gezi boyunca vazgeçemediğimiz yiyecekler oluyor o andan itibaren.

Batum büyük bir şehir olmadığından ulaşım konusunda zorluk çekmiyoruz.. Turistik noktaların hemen hepsine yürüyerek gidiyoruz. Batum şehri bölgelere ayrılmıştır. Bu bölgeler; Old Batumi, Rustaveli, Khimshiashvili, Bagrationi, Aghmashenebeli, Javakhishvili, Tamar, Boni-Gorodok, Airport, Gonio-Kvariati, Kakhaberi, Batumi Industrial ve Green Cape Bölgeleridir. Gelişmiş toplu taşıma imkânlarına sahip olmayan şehirde yürüyerek, taksiyle, otobüsle ya da halk arasında marshutka denilen minibüslerle seyahat edebilirsiniz. Biz çoğu zaman taksi kullandık. Batum çok ucuz bir şehir, aynı zamanda taksicilerin hemen hepsi Türkçe koşuşuyor. Bu da bizim işimizi oldukça kolaylaştırdı. Bu arada Batum’da ticari taksi plakası yok. İsteyen herkes taksicilik yapabiliyor. Gündüz işine giden biri, gece, arabasıyla ticari taksicilik yapıyor. Bu bizde biraz güvensizlik oluştursa da, zamanla durumu kavradık ve kabullendik.

Hırçınlığıyla bilinen Karadeniz’in en sakin, en huzurlu kıyısında kurulmuş olan Batum, bir liman kenti olarak her yıl çok sayıda ziyaretçiyi ağırlamaktaymış. Yüksek gökdelenleri, lüks otelleri, modern binaları ve tarihi yapıları bünyesinde harmanlayarak kendine özgü bir doku oluşturan şehrin geniş sokaklarında yürümekten oldukça keyif alıyoruz. Şehrin görülmeye değer yerlerinden Osmanlı döneminden kalma Orta Cami adlı cami, Acara Devlet Müzesi, İsa’nın 12 havarisinden Aziz Matthias’ın anıt mezarını barındıran Roma döneminden kalma Apsaros kalesi, 20. yüzyılda yapılmasına karşın Gürcü Mimari karakterini yansıtan Eski Postane Binası, Karadeniz kıyısındaki Batum Devlet Parkı, Batum Bulvarı, Piazza Meydanı, Tiyatro Meydanı, Avrupa Meydanı ve Medea Heykeli, Chacha Tower’ı geziyoruz. Daha önce gittiğim birçok Avrupa ülkesindeki Katolik Kiliselerinde fotoğraf çekmek yasak olduğundan hep gizli gizli çekmeye alıştığım kilise içi fotoğraflarını buradaki Ortodoks Kiliselerinde doya doya çekme fırsatı buluyorum. Hatta içerinde toplu düğün merasimi var ve içerisi fotoğrafçı kaynıyor. Ben de düğün fotoğrafçılarıyla birlikte fotoğraf çekerken, yeni evlenen çiftler bana poz vermeyi ihmal etmiyor. Kilisenin papazı bile ayin sırasında objektifime poz veriyor. Eğer Hristiyan olsaydım, kesin Ortodoks olurdum diye düşünmeden edemiyorum. Uzun uzun düğün fotoğrafçılarınla sohbet ediyoruz. Tabi ki Türkçe. Süper bir şehirsin sen Batumi…

BOTANİK BAHÇESİ

Batum’a gitmeye karar verdiğimde ilk duyduğum Batum Botanik Bahçesi olmuştu. Gitmeden önce hakkında internetten biraz araştırma da yapmıştım. Fransız asilzade Michael D’Alfons tarafından 1880’lerde özellikle Güney Fransa’dan bitkiler getirilip dikim çalışmalarının başladığı, Rus Botanikçi Andrey Nikolayevich Krasnov’un yürüttüğü düzenli çalışmaların sonunda 3 Kasım 1912’de resmen açılan Batum Botanik Bahçesi, bugün bölgenin en büyük, çoğu kaynağa göre de Dünya’nın en büyük ikinci botanik parkıymış. 108 hektarı aşan ciddi bir alana yayılmış olan Batum Botanik Bahçesi’nde binlercesi ağaç türü olmak üzere 5000’i aşkın bitki çeşitliliği bulunmaktaymış.

Batum’un dokuz kilometre dışında yer alan bu parka vardığımızda, gerçekten de çok farklı ağaç ve bitki türlerini gördük. Karadeniz kıyısındaki bu bahçeden hem güzel bitki fotoğrafları çektim, hem de güzel manzara fotoğrafları. Her mevsim ayrı bir güzellik sunan bu bahçe, insanı dört mevsim ziyaretine davet ediyor. Özellikle bir sonraki ziyaretimi ilkbahara denk getirmeye karar verdim, sırf meyve vermeyen bir tür kiraz ağacı olan Japon sakura ağaçlarının pespembe çiçek açtığı zamanı görüp fotoğraflayabilmek için.

BATUM ARGO TELEFERİK

Eğer Batum’u doya doya seyretmek istiyorsanız, siz de mutlaka bizim gibi teleferiği denemelisiniz. Batum’un merkezinden hareket eden teleferik ile Batum Sputnik Tepesi’ne çıkabilirsiniz. Tepeden Batum’u kuşbakışı seyretmek ve fotoğraflarını çekmek harika bir duygu. Batum’a geldiğinizde hava şartları uygun olursa kesinlikle önerebileceğim bir aktivite. Özelikle güneşli havalarda buraya gelirseniz muhteşem bir Batum şehir manzarası görebilirsiniz. Akşam saatlerinde gelirseniz güneşin batışını seyrederek, fotoğraf ve video çekebilirsiniz. Ben panoramik fotoğraf çekmeyi tercih ediyorum. Ayrıca teleferikle iniş ve çıkışlarımda çektiğim kuşbakışı şehir fotoğrafları, “drone’um yoksa da, ben de havadan fotoğraf çekebilirim” hazzını yaratıyor bende. Teleferik ile yukarı çıktığınızda ulaştığınız Sputnik Tepesi’nde kafe ve restoran da mevcut. Manzaranın keyfini çıkarırken kahvenizi de yudumlayabilirsiniz. Ama ben tatlılarına bayılıyorum. Tatlıları ayrı fotoğraflıyorum, sırf adlarını unutmamak için. Belki internetten tariflerini bulabilirim diye.

Dedim ya, Batum’da aç kalmak bir yana, harika ve yepyeni birçok lezzetle tanışıyorsunuz. Gelirken Gürcü peyniri, armut suyu getirmeden edemiyorum. Ve tüm bunları getirmek için bir nüfus kağıdınız olması şart.  

Share Button
This entry was posted in Fotoğraflar, Gezi Yazılar and tagged , , , , .

Post a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked *

*
*